ReRAu / Selen Lun

Korhan Başaran ve Kinan Azmeh ortak işi,dans projesi;

“Şimdi, şu anda…değişin artık, dönüşün… etrafınızı duyun, nefesleri görün, kalp atışlarını duyun…hadi karanlığı aydınlıkla yıkın…ki ışık olsun…”

metniyle sesleniyor. Bu emir kipinin içinde ne var diye merak ediyorum, emir kipi olması beni şaşırtmıyor. Toplumsal yazgımız mıdır nedir, adeta emir kiplerinde yaşıyoruz.

Gördüğümüz, hayalimizdekiler ve beklentilerimiz tamamen öznel, hangi duyularımızı, ne oranda kullanıp kullanmadığımızla alakalı. Metin bu kadar kısa olunca hayallere ve beklentilere daha çok yer kalıyor tabi ki…

Korhan Başaran’ın işlerini ve atölyelerini merakla, severek takip eden biri olarak nelerden kaçındım ve bu eserle nasıl özdeşleştim bundan bahsetmek istiyorum biraz.

Proje bir kemiğin etrafında şekillenen bir deri göreviyle yansıyor bana; Jung’un toplu bilinçaltından sesleniyor: ‘ Artık aç şu ışıkları! ‘

  • Uyansana!
  • Alooooo!
  • Açın lan şu ışıkları!!!

Sen! O! Siz! Birileri açsın şu ışıkları artık!

Baskı…

Birinin birine…

İlla ki…

Severek karşılık vermek değil,üstüne çöken karanlığı iterek, teperek kaldırma isteği…

Bu, bir hayatta kalma refleksi…

Peki neyi kullanıyor eser?

Işığı,müziği,insan bedenini… Topluluğu.

Sosyal hafızayı.

Bana göre eserin bütünü, bir kaç kısımdan oluşuyordu. Dansçıların beraber hareket ettikleri, solo ya da düetlerini izlediğimiz farklı anlar vardı. Bazıları kopuktu diğerlerinden ve amaçlanmadığı halde metne hizmet ediyordu (çünkü öyle düşünmek istiyordum), tek başına ya da kopuk da olsa oradaydı ve ben de oradaydım, belki de bütün mesele buydu.

Yine de eserin metni bize çok az ve geniş açı bir kaç ipucu veriyordu; ne yapmalıydık ki seyirci olarak, bir hikayeyi başından sonuna izlemek, dinlemek, özümsemek için?

Hiçbir şey?

Elbette kendi dünyamda eseri alır ve yorumlarım fakat bunun ne kadarı eser sahibinin yaratı mıdır? Bize yer yer kopuk, yer yer gözenekli kısımlar sunarak ne hissetmemizi ister? Ne anlatmak ister bize?

Dansçıların her biri kendilerine has yorumları ve varlıklarıyla bana hikayeler kurma, bir vücut yaratma ve düşleme fırsatı veriyorlar. Sadece içlerinden birini, mesela Umut’u izleyerek bütün hikayeyi onun üzerine kurabilirim ya da Korhan ve Evrim’in düetlerini ana karakterler, ana tetikleyiciler olarak düşünebilirim ve tüm eseri o eksenden şekilendirebilirim. Ve özellikle Korhan ve Evrim’in düetlerinde yoğun olarak hissettiğim reaksiyon, bir etkiye verilen tepki ya da tam tersi, nerde başlar ve nerde biter ki, ben,seyirci olarak hikayemde/eserdeki hikayede onu da kullanırım? Yeterince kişiselleştirdim gibi…

Biraz daha projeyi anlatmaya yönelirsem şunları söylemeliyim; bu dans projesinde, toplumsal olaylara verilen tepkileri gördüm ama sadece tepkileri gördüm, o anlık reflekslerde bazen kaybolduğumu hissettim. Evet, biraz seyirci olarak kopmaktan bahsediyorum, biraz görmezden gelmeye çalışmaktan. Çünkü o anlık tepkiler içinde dinlemenin ve anlamanın kaybolmasından yeterince yorulmuş ve bıkmış olmaktan ötürü bir görmezden gelmekten, yani ilgilenmemekten bahsediyorum.

Özenle çalışılmış koreografi ışık kalabalığında ya da karanlıkta bulanıklaşıyor bazen. Canlı müzikle oluşan sahici atmosfer düş gücümüze güç katıyor…

Tekrarlar bazen hareketi yutuyor. Bazen müzikteki tekrarlar hareketi yutar… Bazen de hareket müziği yutar, daha enderdir…

Bir cümleye başlayıp bitirmektense arafta kalan kelime/hareket toplulukları ve anlık tepkiler, refleksler tüm dansçıların bedenlerinde görülebiliyor.

Süregelen ‘hıçkırık’, baştan sona taviz verilmeyen tek şey belki de… Bir adanmışlık söz konusu. Kısa sürede çıkarılan özenli bir iş. İzlensin,konuşulsun,duyulsun,bilinsin isterim.


Selen Lun

Konuk Yazar